Bir adam puta taparmış; Evinde bir tanrı varmış tahtadan. Kulakları kocaman, ama sağır bir tanrı. Adama sorsan ne dilerse yaparmış; Ne var ki dilek masrafları pek ağırmış. Adaklar, kurbanlar istiyormuş mübarek. Başlarında allı pullu çelenklerle Koca koca öküzler kesilecek. Bu kadar yağlı yiyen tanrı Görmemiş o zamanın insanları. Yesin, yesin ama, Bir şeyler de versin, değil mi adama? Hayır... Ne miras, ne define, ne parsa, Üstelik nerede bir afet olsa Dönüp dolaşıp onu buluyormuş; Ve kese boşaldıkça boşalıyormuş. Putsa hiç oralı değil; Biraz halden anlayacak yerde Yine kurban istiyormuş sabah akşam. Sonunda kızmış adam: Kaptığı gibi baltayı, İkiye bölmüş tanrı dediği tahtayı. Bir de ne görsün: Altın dolu içi. — Seni nankör seni, demiş; Ben bu kadar besleyeyim de seni, Sen bana metelik bile verme. Çık, git evimden, pinti! Git, başka duacı bul kendine. Demek bizler gibiymişsin sen de: Hem de en kaba, en taş yürekli, En vurdumduymazlarımız gibi: Yemedikçe sopayı, Vermezmişsin meğer parayı. Üstelik benim kese boşaldıkça Seninki doluyormuş ha? Aman elime sağlık! Vurunca baltayı Anladık işin aslını.
Lafonten Hikayeleri La Fonten Hikayeleri Fabl Hikayeleri Jean de La Fontaine
|